Deniz’in rüzgârı sadece asfaltın üzerindeki izlerde değil, bizi hayata bağlayan cesaretin içinde hâlâ esiyor. Onu izlerken hep aynı şeyi hissederdim: hız değil, özgürlük peşindeydi. Bir virajın içindeki sessizliğe güven veren, insanı kendiyle baş başa bırakan bir huzur vardı sürüşünde.
Deniz, bize motosikletin sadece bir makine olmadığını; bir insanın karakterini, duruşunu ve cesaretini taşıyan bir yol arkadaşı olduğunu gösterdi. O, kendi çizgisini çizerken aslında hepimize kendi yolumuzu bulmayı öğretti.
Bugün geriye dönüp baktığımda, hatırladığım tek şey “ver yansın” sözü değil… O sözün arkasındaki ruh: hayata meydan okuyan, ama insanları kırmadan yaşayan bir genç adamın ruhu.
Onu tanımasak bile, bıraktığı iz hepimize dokunuyor. Çünkü bazı insanlar sadece sürdükleri yolu değil, kalplerdeki bir boşluğu da aydınlatır. Deniz, o insanlardan biriydi.
Rüzgâr şimdi onun adını taşıyor gibi… Her esişinde bize bir şey fısıldıyor:
“Cesur ol, ama kalbini kaybetme.”
Ben de bu satırları yazarken içimden geçen tek cümle şu oldu:
İyi ki geçtin bu dünyadan Deniz… Ve iyi ki bir iz bıraktın.
Tüm Yazılara Geri Dön